İstanbul dışındayız diye yokluğumu fırsat bilip beni ortadan kaldırdılar diye düşündüm. Ben de bu gurbet ellerde tanıdığım tanımadığım herkese bizim sitenin adresini verip benim yazılarımı okumalarını istiyordum. Onlar da sağolsunlar beni kırmayıp siteye giriyorlardı. Nerden biliyorum, çünkü tekrar tekrar arayıp soruyordum yazımı okuyup okumadıklarını. Hatta daha ileri gidip okuduklarından ne anladıklarını bile soruyordum.
Sonra bir baktım ki burada ki hayran kitlemden tepkiler gelmeye başladı. Sen bize yalan mı söylüyorsun. Adını verdiğin siteye giriyoruz ama senin yazın falan yok. Ya nasıl olur diyorum, sol tarafta yazarlar var, tıklayın sonra benim adımı göreceksiniz ama nafile. Nuh diyor peygamber demiyorlar. Yani elbette onların bileceği iş Nuh’a peygamber deyip demeyecekleri ama nasıl olur ya ben o sitede yazıyorum arkadaş diyorum kendi kendime. Ama bunu önce kendime kanıtlamam lazım.
Evet bir zamanlar yazıyordum. Hatta bir yazımdan dolayı ödül bile almıştım. Ama ne zamandır değil bilgisayar gazete bile okuyacak zaman bulamadım. Aylar sonra siteye girdiğimde ne göreyim. Gözlerime inanamadım. Evet, sevgili okurlarım, potansiyel hayran kitlem haklıymış...
Site açılıyor ama yazarlar diye bir sütun yok. Yazarlar olmayınca Osman Demirbağ’ın ismi de yok cismi de... Allah allah...
Kan beynime sıçradı. Demek yokluğumu fırsat bilip beni uzaklaştırdılar ha...
Bunu beklemiyordum doğrusu. Bir nevi darbe...
Demek Diyarbakır’a gitmemi beklemişler...
Hemen Nurettin’i aramalıydım. Ama uzun süre onu da arayamadım.
Çünkü ben aradığımda telefonu ulaşılamazdı. O ulaşılır oduğunda da ben telefona çok uzaktım. Aylarca Aria’nın erişiminin olmadığı bir ildeydim. Üstelik o il benim memleketimdi. Elazığ, Bingöl arasıdan ki Şerafettin Dağlarındaydım. Şerafettin’de değil şebeke elektrik bile yoktu. Bile ne kadar yetersiz bir kelime bu dağlar için. Hiç bir şey yoktu ki buralarda elektrik olsun. Umurumda da değildi ama. Telefonsuz yaşamak ne kadar güzel şeymiş meğer. Hepinize öneririm.deneyin rahat edin.
Neden Şerafettindeydim anlatayım...
Şerafettin az önce de söyeldiğim gibi GüneyDoğu Torosların kuzeyinde yer alan bir dağın adı...Zirve yüksekliği 2500 metre.
Ama bu dağları asıl önemli kılan yüksekliği ve coğrafik konumu değil üzerinde yaşayan insanlar...
Bu dağlarda, ülkemizin en büyük ve en popüler aşireti olan "Beritan Aşireti" yaşıyor...
Hem de yüzyıllardan beri...
Hayatımda ilk kez kıl çadırlarda sabahladım günlerce.
Gece gökyüzüne baktığımda bugüne dek görmediğim kadar yıldızı bir arada gördüm.
İlk kez sabahları gündoğumudan önce kendiliğimden uyandım.
İlk kez sabah kalktığımda yeni sağılmış süt ve tadına asla doyamayacağınız yoğurtla kahvaltı yaptım. Hayatım boyunca en korktuğum hayvan olan köpeklerle dost olmayı, onlardan korkmamayı öğrendim.
Hergün kilometrelerce yürüdüm.
Hergün onlarca yeni insanla tanıştım.
Çocuklarla konuştum, yaşlılarla dertleştim, belki yaptığımız tam olarak konuşmak değildi ama öyle güzel anlaştık ki o güzel insanlarla...
Berfin’ler, Rojda’lar, Helin’ler...
Burada kaldığım üç ay süresince iki belgesel çektik.
Biri, "Tarihin efsanelere karıştığı kent Diyarbakır" diğeri de az önce yazdığım Beritanlılar belgeseli. size burada yaşadıklarımızı anlatacağım uzun uzun...
Bu yeniden merhaba olsun....
Görüşmek umuduyla hoşçakalın sevgili okurlarım...