ana sayfa   .   hakkında   .   reklam   .   künye
23 Ekim,
Pazartesi 2006

 .magazin
 .müzik
 .onair
 .röportaj
 .mekan
 .medya kazanı
 .ajanda
 .medya arkası
 .haftanın güzeli
 .astro-burç
 
odemirbag@magazinci.com
ANADOLU’DA YAŞAMA DAİR
31 Temmuz 2003, Perşembe, 00:46
Aşağıda surların onarımında çalışan insanlar, oyun oynayan çocuklar ve Urfa Kapı’dan Mardin Kapıya giden yoldan gelen insan ve araç sesleri... Yollarda gördüğümüz her resim bir penceredir bizim erişemediğimiz anlara ve yerlere açılan... Bu resimlerin bize sunduğu ve bir çok anlar ile mekanlardan geçirerek bizi götürdüğü yolculuk, ardından çok insanca anlar bırakıyor...
 

Dicle’nin çevrelediği toprak biçimlenip çekiç darbelerinin sonsuzlaştığı kesme taşlar belirginleşiyor...

Anadolu  kentlerinde varoluşun tadını alabildiğine çıkaran bir malzeme görgüsü aydınlanıyor. Diyarbakır’ın taş evlerinde ustalığın ince duyguları netleşiyor. Düz damlara serilen rengarenk geleceklerin ötesinden kiliselerin, medreselerin, camilerin kubbelerinin içinde biriken isli kaygıların altından çatıların yosun tutmuş kırgın kiremitlerin arasından doğayla bütünleşerek verilmiş bir yaşam savaşının alçakgönüllü insanlık zaferlerinin belli belirsiz mırıldanmış türküleri duyulmaya başlıyor...

İnsanın hayal gücünün zenginliği, bir yandan doğayla bütünleşirken bir yandan da çeşitli çevrelerle bezediği kimliğini ondan ayırıyor. Doğayı kendi yaratıcılığının sergisine dönüştürüyor. Mezopotamya’nın uçsuz bucaksız düzlüklerinde doğayla insan bir bütünleşiyor bir ayrışıyor...
Ve her zaman her yerde bir ev, bir sokak, bir mabet isimsiz bir zafer anıtı bilinmeyen bir ufka karşı çiziliyor.

Bir kentin dar ara sokaklarından birinde zaman yolcusu bir arabanın parıltılı gölgesi, yüzlerce yıllık meşalelerin arasından geçiyor, Roma ve Bizans’ın tarihi kalıntılarının yanı başında Osmanlı evleri yükseliyor.Yolculuk geçmişle gelecek arasında sürerken bize sevinç veren de sevdiğimiz kırsal ve kentsel mekanların dokularına işlemiş olan zamandır. Geleceğin tarihçileri kentlerin tarihlerini incelediklerinde 20. yüzyıla iyi bakmayacaklardır…

Çünkü insanlık ve uygarlık için hemen her açıdan talihsizliklerle geçen bu savaşlar, göçler ve yıkımlar yüzyılın birçok ülkedeki kentsel mirası yok ettiği gibi kendisinin de onların yerine konabilecek bir kültür mirası zenginliğini  yaratamadığını görecekler… Bu nedenle, onca büyük teknolojik gelişmeyi ya da insan hakları ve özgürlükler konusundaki hukuksal atılımları ve yüzlerce yıllık feodal rejimlerin yerini demokrasilere bırakmaya başlamasını bile evrensel kazanımlar listesine coşkuyla yazamayacaklar.

Bütün bu kazanımların tarihteki kültürel köklerin de oluşturan sanat ve yaratıcılık birikimlerini yitiren toplumların içine düştükleri yozlaşmadan da yine 20. yüzyılı sorumlu tutacaklar. İşte böylesi bir hüzünle kentlerin geçmişini inceleyecek 21. yüzyıl tarihçileri için önce belki biraz şaşkınlıkla sonra da sevgi ve umutla kucaklayacakları ender yerleşmelerden biri ise eminiz ki Diyarbakır olacaktır.

Şaşıracaklar çünkü "bu alçakgönüllü ama yüksek bilinçli " kentin 20. yüzyılı sanki hiç yaşamadığını sanacaklar… Sevgi ve umutla kucaklayacaklar; çünkü Diyarbakır’ın elbette ki 20. yüzyılı da, apartmanlaşma kasırgasını da yaşadığını bilerek bu kültürel yıkıma ve yok oluşa karşı ne denli direniş gösterdiğini fark edip onu tarihin tanığı ve 21. yüzyılın da esin kaynağı olarak bağırlarına basacaklar…

Peki Diyarbakır bu efsaneyi nasıl yarattı?
Diğer kentler kentsel kimlik değerlerini 20. yüzyıl daha bitmeden yitirirken, örneğin bu yazının belgeselini oluşturan tarihi kent belgeselini oluşturan tarihi kent dokusu ile geleneksel konut, sokak ve yaşam görüntüleri geçmiş yüzyılların sanat ve beğeni zenginliğini geleceğe aktaran ayrıntılar 21. yüzyılın eşiğinde nasıl bugünün fotoğrafları olabildiler.

Bu belgesel için eski bir ev ya da geçmişten kalan bir sokak bulabilmek için büyük  çabalar göstermeye gerek yoktu…

Çünkü kenti kuzeyden güneye ya da batıdan doğuya kesen caddeler boyunca karşınızda ne öyle birkaç tane tesadüfen kalmış tarihi bina ne de kentin tanıtım haritalarında işaretlenmiş yeni birkaç anıtsal yapıdan ibaret  sadece turizm için  düzenlenmiş müze  mekanlar bulacaksınız… Çünkü artık karşınızda bile değil dört bir yanınızda sayısız eski ev, bir o kadar sokağı , meydanı, şadırvanı, camii, kilise, minare, sur, burç silüeti kahveleri, şadırvanı, dükkanları, hanlarıyla yaşamını sürdüren koca bir tarihsel kent dokusu bulacaksınız…

Üstelik bu otantik doku içerisinde turistik değil günlük yaşamlarıyla bu çağın tüm teknolojik kazanımlarıyla da birlikte devam eden örneğin yüksek bir duvarın arkasındaki cennet gibi 19. yüzyıl avlusunda sarı güllerine akşam suyunu verdikten sonra evin önündeki ahşap  verandada kahvesini içen modern Diyarbakır’ın insanıyla birlikte..


Yazdır   |   Arkadaşına gönder

Google
 
Web magazinci.com
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri
  .ana sayfa  .hakkında  .reklam  .künye
  .kullanım şartları  .gizlilik prensipleri
  .iletişim
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri