Yükümüz ağır... Bir ülkenin ağırlığı omuzlarımızda... Hudutta nöbet tutmak herkese nasip olmaz yazıyor mermer üzerinde kalın siyah harflerle... Güneş yüzünü gösteriyor yavaş yavaş, gerçekten de ışık doğudan yükseliyormuş. Daha önceleri Sezen Aksu'nun yalancısıydım şimdi kalıbımı basabilecek yetideyim. Büyük ışıkların sancısı dağın başlarında. Ne kadar dağ varsa sanki? Mezapotamya'dayım, karşımda Mardin...
Sen gelmezsin bir türlü gözümün önüne... dün gece Beyaz Show izlendi bizim karakolda... Yavuz Bingöl türküleri dinlemek, Beyaz ile biraz moral bulmak, gülmek için... Sohbete de türküye de doyduk. Yalnızlığın sesi kulaklarımızda... Sırtımızı dayamışız ülkemize, sevdalar dolu dolu yüreğimizde... Şiirsel bir acı katıyor insana bu boşluk, bu samanlar ve bu yalnızlık.
Yazar bu yazıda ne anlatıyorlar da yer almayacak yazılar yazmak maarifeti. Çünkü bazen yazar bile anlamıyor ne anlatıldığını bu satırlarda. Programın tam da ortasında; Beyaz'ın diline doladığı Tanrıdan diledim bu kadar dilek aman aman hüzün olup çöküyor yüreğime Yavuz Abi'nin sesinden... Ağlayasım geliyor o an ama tam da erkek adam ağlar mının göbeğindeyiz. Ağlamadan önce rahata düşmem gerektiğini farkedip, vazgeçiyorum bu sulu ziyanlıktan.
Yeşile sevdalıyım şu hayat maceramda ve en yeşil günlerimi geçiriyorum "tema"tik yalnızlıklar şehrinde. Hayat güzel, mutluyuz. Bir tek şu şehit haberleri sıkıyor canımızı, yüreğimizi verebiliyoruz onlara ancak.
Sevda yasak, ümitlerimiz zulada ve gençliğimiz uzak bize... Ömür tüketiyoruz birer birer sayarak. Oysa ne güzel türkülerimiz var bizim memleket mi, yıldızlar mı, gençliğimiz mi daha uzak... Ve bir aymaz güneşki bu umursamıyor tam bir ver coşkuyu durumu. Gölgede 45 diyor, bana mısın demiyor. Ekinler dize kadar, fener gel bize kadar, bir ekin durumu vardı çevremizde fakat yavaş yavaş toplanıyor hasat. Kimi karpuz ekiyor yerine, kimi pamuk... Yalnızlık ekilir mi hiç toprağa Aziz Amca? Neden çoğaltıyorsun ki yalnızlıkları? Ümit ek, umut yaşat ne olursun!
Sel oluyoruz aniden, sakin pınarlardan su içiyoruz. Hepimiz Battal Gazi'yiz, bazen Karaoğlan'ız... 1 Ytl'ye Ay'ı seyrettirenler var ya Taksim Meydanı'nda, aynı pozlara giriyorum bende... Emin olduğumuz, emine olamadığımız incelemelerde bulunuyoruz. Ay bazen dolunay, bazen köyün içinde son buluyor askerin yalnızlığı. Yasak yayınımız oluyor çeşme başı, gözler çiçekli basmalı entarilerde. Yüreğimin yarısını bıraktım Karadeniz'de ve geldim döndüm yüzümü Suriye'ye. Ay'a bakıyorum sen, yola bakıyorum sen, sağa bakıyorum sola bakıyorum hep sen. Çocuğumuzu hayal ediyorum geceleri, yıldızlar refakatçim. Her yıldız kaydığında içim cız ediyor. Parlayın yıldızlar, daha çok parlayın ki aydınlansın evler, tütsün ocaklar.
Aşkım, yalnızlığımın katili, pamuğum... Her anımda sen varsın, sen sevdamsın, karavanamsın, uykumsun, uykusuzluğumsun, sadesin, sadece sensin ve sadece sen beni mutlu edensin. Yüzümü güldüren, Miyamiye uçak bileti ayıran ve sadece bir kara kaşın bir kara gözün değer dünya malına diyen... Mardin, Şenyurt'ta bir karakolda yapıyorum askerliğimi ve şafak demiş 85.