ana sayfa   .   hakkında   .   reklam   .   künye
23 Mayıs,
Cuma 2008

 .magazin
 .müzik
 .onair
 .röportaj
 .mekan
 .medya kazanı
 .ajanda
 .medya arkası
 .haftanın güzeli
 .astro-burç
 .magazinci tv
 
magazinci.com dergisi
magazinci.com Avrupa dergisine abone olmak istiyorum!
 
..
NE VARSA ESKİ DOSTLARDA VAR
23 Mayıs 2008 Cuma | 10:07
Çok sevdiğim arkadaşım toprağa veriliyordu bir zaman, içim yanıyordu erken gidişine. Yaşayacağı ve paylaşacağımız onca şey varken akrep kraliçem mıcırlarla bir olmuştu, gitmişti işte. Adının sonuna ekli soyadını hiç kullanmadan kendi başarılarıyla anılır, verdiği onur ve hayat mücadelesini belli etmeden söylerdi şarkılarını.
 

Ajlan'ıma son görevimizde yanımda sevgili Vehbi Dinçcan vardı. Gazeteciden dost olmaz denir ya hani, o dost olmayacağı söylenen güzel yürekli adamla arka saflarda hakkımızı helal ederken nefret ettik şöhretten, şöhretlilerden. Yalancı üzgün duruşlarını siyah gözlükleriyle kapatıyor ve bir karede olsa görünebilmek için komik oluyorlardı. İnsanın kendini kaybettiği anlar oluyor…haykırışımızı dindirmek için kol kola girdik ve lanet ederek uzaklaştık oradan Vehbiyle.
Sonra yıllar geçti, insanlar, olaylar, durumlar, kalanlar, gidenler…gittikçe azaldık.
Azalmak sanıldığı gibi kötü değilmiş. Azaldıkça çoğalıyor insan aslında. Kaç kişi kaldıysak iyi ettik. Yazarı olduğum sitenin editörünün kocaman yüreği her zaman güldürmedi yüzünü belki ama temiz bir soyadı bırakmanın huzuruyla mücadelesine devam ederken iyi ki omzuna konabiliyor yüreğim diye dua ettim hep. Sadece iyi günlerimde değil, can sıkan günlerimde de itti beni, gözümdeki ışığın kaybolmasına izni imzalamadı. Vehbi de hatırlar, birde Koray İnal ımız vardı. Nerede olduğunu bilemediğim, izini kaybettiğim gazeteciden dost olmaz diyenleri utandıran.
Bu küçük kız büyüdü de gözlerinizin önünde kıymetinizi daha iyi bildi ve bu yazıma ilham veren o yazıyla karşılaştı geçenlerde. İçimden ne geçiyorsa o yazmış, önce tebrik ettim sonra dayanamadım – köşemde yazını kullanabilir miyim – diye iznini aldım. Ne diyeceğim varsa Vehbi Dinçcan ın kaleminden, anlayana…Hep sevgimle!

Nereye bakmak!
Gözlerinizle her yere bakabilirsiniz. Her yeri de görebilirsiniz ya da böyle olacağını düşünürsünüz. Ama bazen görmek istediğinizi göremeyebilirsiniz. İşte o zaman bitişin başladığı andır.
İnek de bakar, köpek de… Siyah beyaz bakarlar ama… Bir kuş gibi kanatlarındaki güneşin renklerini göremez.
Görmek isteyen de göremeyebilir, bunu da bilir misiniz?
Hayata nereden bakacağın önemli…
Ve hayata tutunmanın, geri kalmışlıkla çalkalandığın süreçte tutunacağın hayatın elinden kayıp gitmesi… Önemli…
Hep yalanla yaşar olduk.
Nedir adam gibi adam olmak?.. Çıkarlarımız için yaşar olduk.
Ar, namus, şeref ve karşısında çıkarların çarpıştığı bir dünya içinde, dünyanın da içine edercesine bir hayat çarkında koşma çabası… Yaşar mı olduk!?
Eski yazılarım da dediğim gibi, paranın rengine her şeyimizi verip, bi'de adımızı namusluya çıkarttık.
Neyin peşinde koştuğumuzu kaçımız görebiliyoruz, farkındayız dersiniz.
Sevgiyle yürüyecek bir çok güzelliği göremeyecek duruma düşmenin sıkıntısını yaşadık mı hiç?
Ne gezer… Günü birlik zevklerin, günü birlik basit düşlerin esiri gibi prangalara vurulduk.
Hep spontane gelişen olaylara kucak açtık.
Geçen yazım da söylediğim gibi… Veda etmek ve allahaısmarladık demek… Bu sözcükler her ne kadar dudaktan rahatlıkla çıksa da onu bile becerecek güce sahip olamadık.
Bir gün oturup kendi kendinize sordunuz mu, "Ben ne yapıyorum" diye? Veya aynaya bakıp hiç kendinizi ödüllendirdiniz mi?
Bu gün şöyle geçti, şöyle yaptım, hayır işledim, günah işledim diyebildiniz mi?
Hep kaçak güreştik, hep kaçtık.
İçimizde duran yaraları kendimiz tedavi etme yoluna giderek kangren ettik de haberimiz yok.
Bu yolun başı neyse, sonu da öyle bitebilmeli…
Şarkılarla, türkülerle, çikolatalarla, kahkahalarla geldiğimiz dünyadan ahlar ve ağlamaklı bir halde uzaklaştık.
Cennetin ve cehennemin yeryüzünde olduğuna inanmamız gerek artık.
Allaha el açıp; "Tanrım bana kuvvet ver, bana sabır ver, beni tüm kötülüklerden koru" derken hiç kendimizden bir özveride bulunmadık. Yedik, içtik, sıçtık ve aklımız da seksle yaşadık.
Ne aradık bu koca yalan dünyada? Esas aramamız gereken sadece huzur olmalıydı.
Onun donu ile, diğerinin boyu ile ve bir diğerinin yediği, içtiği, giydiği ve bacak arasındaki kaygan deliği ile uğraştık.
Ne oluyor sonunda peki?
Doğruyu bulmak için sarf ettiğiniz yolun başına koşarak dönmeye çalışıyorsunuz.
Doğruyu bulduktan sonra sarılabiliyor musunuz gerçeğin iplerine?
Hayat o kadar kısa ki… Doğruyu bulmak için istediğiniz desteği bulabiliyor musunuz acaba?
Veya o desteği verecek yürekli, düzgün ve namusu ehli olan birine rastlaya biliyor musunuz?
Veya kendinizi mi kandırıyorsunuz?
Hayat bu kadar ucuz değil dostlar… Hayat çalkantılarla dolu… Benim hayatım da fırtınaların estiği dönemler hep olmuştur. Bugün ayakta durmanın onuru, şerefi ve namusu ile yaşamak bana kuvvet veriyor.
Ortalıklar da gezinen iki kuruşluk para delisi itlerin, namusunu para karşılığında kazanmaya çalışanların küçük kişilikleri beni hep rahatsız etmiştir.
Parayı bulup da doğruyu unutmak o kadar basit ki…
Ya sonra? İşte ya sonrası var bu işin…
Sultan Süleyman'a bile kalmayan dünya nimetlerinin elinden avucundan çıktığı bir gün, elleriniz iki yanınıza kavuştuğu o gün bir takım gerçekleri görebilir misiniz bilemem…
Son vagonu kaçıran insanların acizliğine düşmemek, o koşuşturmanın dibinde kalmamak için aklını iyi kullanmak gerektiği yolunda birleştiğiniz de tüm doğrular, güzel hayat önünüzde secdeye duracaktır.
Her şeyin başı sevgiden geçiyor bilesiniz.
Sevgiyi yüreğinizden elinize kötü yollarla geçirmediğiniz sürece mutluluğu o kadar güzel yakalıyorsunuz ki…
O sevgiyi iyi hazım etmek lazım bilesiniz.
İki kürek toprak, bir top beyaz bez parçası, bir sıkımlık pamukla kaldığınız da kaybettikleriniz orada huzurunuza geldiğin de, bir daha gelmek isteseniz de fani hayata, iş işten çoktan geçmiş olacaktır.
Dünya nimetlerini iyi analiz edip tutunmanın yollarında koşturun bence… Doğruyu bulun ve sarılın bırakmadan, usanmadan…
İnsanoğlunun çiğ süt emdiğinden yola çıkarak, arzularınızı, tutkularınızı, isteklerinizi gözden iyi geçirin…
Altınızdaki koltuğun nimetleri için selam verenleri, o koltuk gittiğinde selamın sabahın nasıl kesilivereceğini bilin ve hayata o gözle bakın. Bugün üzün ama üzülmeyin…
Doğruluktan yana bir sapmaya girmeden ağır adımlarla, para esiri olmadan düzgün adımlarla ilerleyin… Kaybeden kesinlikle siz olmayacaksınız.
Sevmenin engin güzelliğinde, size yapılan tüm haksızlıklara gerebildiğinizce göğüs gerin.
Sevgiyi içinizde hissettiğiniz de bir gün tüm sevgilerin ve güzelliklerin sizinle olacağı düşüncesine kapılın, ama lütfen kapılın.
Bir söz ver bana, tek bir söz… Ve seviyorum, sevmeyi de… Sevmenin seninle güzel olacağını söyle… Sev ve üzme, sevil ama şımarma… Hayata hep yerden bak. Hayata bacak arasındaki küçük şeytandan değil, sana lütfedilmiş o güzel gözlerden bak… Şevk ve çirkin arzularına yenilme, doğruyu bul. İnan ki sen kazanacaksın unutma…
VEHBİ DİNÇCAN

 


Yazdır   |   Arkadaşına gönder

Google
 
Web magazinci.com
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri
  .ana sayfa  .hakkında  .reklam  .künye
  .kullanım şartları  .gizlilik prensipleri
  .iletişim
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri