ana sayfa   .   hakkında   .   reklam   .   künye
23 Ekim,
Pazartesi 2006

 .magazin
 .müzik
 .onair
 .röportaj
 .mekan
 .medya kazanı
 .ajanda
 .medya arkası
 .haftanın güzeli
 .astro-burç
 
odemirbag@magazinci.com
BU YAZI, TV YÖNETİCİLERİNE, YÖNETEN HERKESE!
22 Mayıs 2004 Cumartesi | 13:20
Belgesel mi? İnadım inat. Sponsor bulamasam da, kimse yayınlamasa da çekeceğim. Fırat’ı, Dicle’yi, Kızılırmak’ı, Seyhan’ı, Ceyhan’ı, Sakarya’yı ve diğerlerini... Mutlaka birileri izler. Endişe etmeyin.
 

Hayatın anlaşılmazlığı ve karmaşası üzerine herkesin söyleyecekleri vardır.
Benim de var...

Mesela aranızda hiç çilek çiçeği gören oldu mu...

Nasıldır çileğin çiçeği, ne renktir, kaç yapraklıdır, hangi mevsim açar...

Bunları biliyor olmanın kime ne faydası var peki...

Ya da birisinin kedileri çok seviyor olması ona ne kazandırır ki...

“Akarsu Kirliliği” belgeseli çekmenin faydası kime peki..?

Çekeni mi...

Para mı kazanılıyor sanıyorsunuz “Akarsu Kirliliği” belgeselini çekince...

Sponsor aramak kolay mı sanıyorsunuz...

Hadi sponsor buldunuz diyelim.
Peki yayınlayacak televizyon kanalı ne olacak?

Böyle bir belgeseli kim yayınlar. Aklıma gelen birkaç Tv kanalı vardı. Ama ha deyince öyle kapılarını çalamıyorsunuz ki. 
“Efendim benim bir belgeselim vardı ilgilenir misiniz acaba”

“Nediiiir?

Belgesel mi... Ama belgesel reyting almaz ki... Kime izleteceğiz belgeseli? Bizde de çalışan muhabirler neler hazırlıyorlar neler. Yayınlasak onlarınkini yayınlarız. Kusura bakmayın.”

Bunu bana söyleyen de televizyon camiasının en ünlü ve en aydın bilinen isimlerinden biriydi. Adı bende kalsın.

Baktım elbette kusurlarına.
Peki kim çevreye duyarlı, çevre örgütleri mi...

Dünya Çevre Gününde günlük gazetelere tam sayfa ilan verenler mi...

Ünü yurt dışına çıkmış, adını ülkemizin en büyük akarsuyundan alan bir firma...

Ve bu firmanın kurumsal iletişim müdürü...

Kendisiyle telefonda konuştum.
Belgesel hakkında birazcık bilgilendirdim kendilerini. Öyle istedi çünkü. Sonra kendisine mail atmamı buyurdular. Hemen dediğini yaptım. Ongün sonra aradım. Henüz okuyacak zaman bulamıştı. Olabilir elbette.

Bir hafta sonra yeniden aradım beyefendiyi.

Kendimi tanıttım sıkılarak. “Hani size bir belgesel metni göndermiştim efendim hatırladınız mı” Yanıt, tek kelime

-o l u m-s u z-

Trak... Telefon kapandı.

Eyvallah müdürüm. Sen de kabahat yok ama. Sana o ünvanı yakıştıranda bütün kabahat...

Çevreye neden duyarlı olalım ki!..

Bir gün ölmeyecek miyiz nasılsa...
Benden sonra ırmaklar kirlense ne olur, kirlenmese,

Bozcaada kıyıları dünyanın en temiz denizine sahip olsa ne, olmasa ne...

Benden sonra sebzelerin tümü hormonlu olsa

Beni ne ilgilendirir ki...

Ben de herhangi bir bitkinin gübresi olmayacak mıyım sonuçta,

Bana ne...

Kullanılabilir su miktarı 2020 yılında artan nüfusa yetmeyecekmiş.

Ne gam, benim su ihtiyacım olmayacak ki artık...

Yağmur yağsa ne olur

Yağmasa ne...

Yakın zamana kadar su ürünleri bakımından yüksek verime sahip Karadeniz, ne yazık ki Orta Avrupa kökenli atıkları boşaltan Tuna nehri dolayısıyla hızla ölmektedir. Ama yalnızca Tuna mı kirletiyor Karadeniz’i?

Ya Kızılırmak, Ya Sakarya...

Biz daha mı az kirliyiz Karadeniz’den...

Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan, birçok deniz canlısına ev sahipliği yapan Marmara Denizi ve boğazlar da çevredeki sanayileşme ve kentleşmeden dolayı hızla kirlenmektedir.

Ne yapalım... Elbet bir gün kirlenecekti zaten...

Hem biz bu dünyada olmadıktan sonra ...

Yağmurlar bize çiçekleri ve ağaçları getirir. Kuraklık ise toprakta çatlaklar açar.

Göller ve nehirler bizi yaşatır, dünyanın damarlarından bizim damarlarımıza akarlar.
Bizim de onları zehirlemek veya ileriyi hiç düşünmeden ziyan etmek yerine bize geldikleri kadar temiz ve saf olarak geriye akmalarını sağlamamız gerekir.

Ne yapmalı o halde?..

Dünya Çevre Günü’nde gazetelere tam sayfa ilan vermekle temizlenmez mi nehirler?

Ama başka ne yapabiliriz ki...

Nasıl anlatmalı insanlara...

Kızılırmak hızla kirleniyor, Fırat ve Dicle de öyle...
Nasıl önlem alacağız? İlan versek gazetelere, çöp poşetlerine “çevreye saygı” yazsak... Televizyonlarda spor ve hava durumu programlarına sponsor olsak kurtaramaz mıyız Kızılırmak’ı, Fırat’ı Dicle’yi...

Aman bize ne yaa!

Yazlık mekanlar açıldı, benim uğraştığım şeylere bakın bir.

Magazin sitesinde yazdıklarıma bakın.

Olacak şey mi Alahınızı severseniz...

Yaz geldi mi dondurmalı sevgileri.

Kışa bırakmalı herşeyi...

Kar yağsa, bir güzel kar topu oynasak...

Üşüsek sonra eve girip ısınsak, karnımızı doyurup televizyona baksak...

İklim değişimliği haberlerini ilgiyle izlesek

Ah bir yaz gelse desek.

Yaz gelse, çok sıcak olsa, hiç yağmur yağmasa, kuraklık olsa...

Sebzeyi meyveyi ithal etsek, bulamayanlar daha önce yedikleriyle avunsa...

Çilek çiçeğini sorsalar çocuklar annelerine. Anneleri bilmese...

“......... sunduğu hava durumunu izlesek. Üzülsek havaların durumuna.

Elimizden bir şey gelmese. İlan verseler çevreci kurumlar bizde okusak, hayıflansak...

Eskiden desek, eskiden ne çok yağmur yağardı, kırlarda ne çok çiçek açardı... Kardeleni kimse bilmese.

Ağlasak, üzülsek, çıldırsak kime ne...

Nasılsa öleceğiz.

Yağmur yağsa ne, yağmasa ne...Kimse bizi anlamasa

Biz de kimseyi anlamasak...

Nasıl olsa ölmeyecek miyiz...

Bildiğiniz gibi yaşayın. 
Bilim adamları çalışadursun, yeni boyutlar bulsunlar. Biz namaz kılmadan maça çıkmasak. Federasyon başkanı Diyanet işleri başkanı  gibi nutuk atsa her şeyi imanla halletsek...
İlin en büyük mülki amirleri hala seçilmiş belediye başkanlarına küs olsalar. Onları devlet törenlerine ve karşılamalara almasalar.
Devlet Bakanı Belediye Başkanını makamında ziyaret edip “Ez de hez dikım” dese. Mülki amir yaptığından sıkılsa. Rektör hocalar ne yaptıklarınıı bilemese.
80’lerde mantar gibi İHL açıldığında dut yiyenler şimdi sokakları yürüye yürüye aşındırsa. Sıkıştıklarında ilgili mercileri göreve çağırsa. Medeni dünya Amerikanın Iraklı esirlere uyguladığı işkenceye seyirci kalsa. Bizim medyamız zamanında Diyarbakır’da, Metris’te ve diğerlerinde yapılan işkenceleri görmese, duymasa  şimdi  de “aaaa, ne ayıp dese”.
Şanlı medyamız durup dururken star yaratmak için yarışmalar düzenlese, zırtlasa, pırtlasa... Kardeş Türküler Anadolu turnesinde binlerce insana müzik ziyefeti verse, sağır sultan duysa onlar duymasa...
Ben size demiyor muyum ama . Benim yazılarım uzadıkça ciddiyetten de uzaklaşıyor. Kendinize iyi bakın efendim.

Belgesel mi?

İnadım inat. Sponsor bulamasam da, kimse yayınlamasa da çekeceğim.

Fırat’ı, Dicle’yi, Kızılırmak’ı, Seyhan’ı, Ceyhan’ı, Sakarya’yı ve diğerlerini...

Mutlaka birileri izler. Endişe etmeyin.

Not: 2001 de yazdığım bir yazının güncellenmiş halidir...

 


Yazdır   |   Arkadaşına gönder

Google
 
Web magazinci.com
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri
  .ana sayfa  .hakkında  .reklam  .künye
  .kullanım şartları  .gizlilik prensipleri
  .iletişim
lôrien Network | elektronik yayıncılık sistemleri