|
SUSMAYACAĞIM!
Namus cinayetlerinin hala işleniyor olduğu 2009 Türkiye' sinde bir yandan kadına yönelik şiddete son demek için Güldünya konseri düzenleniyor bir yandan da yalan ve iftira düşkünü insanlar gazetelerde kalemlerini, televizyonlarda dillerini fütursuzca savuruyor… Cinayetleri önlemek adına, konserler-toplantılar düzenlemek yerine, sebeplerini ortadan kaldırmak üzere gözler açılmıyor. Bu ülkede sadece töre cinayetleri yok! Ahlak ve şerefe bağlılık ülkemin doğu köşeleri için geçerli değil sadece! Bir metropol kadınıyım ben ama babamın köyünde dedemin namazdan dönerken getirdiği gofretlerle büyüdüm. Büyürken hatalarım, yanlış yollara dalmışlığım olduysa da kimsenin ekmeğiyle oynamadım, yuvasına çomak sokmadım, yalan konuşmadım, çalmadım, iftira atmadım. Yanlışlarım benimdi hep, bedellerini de ödedim yine kendime. Haddini bilmeyenlere, hukuk savaşımla bildirdim hadlerini. Bitmedi, bitmeyecek.
Sustukça susana sıra gelen bir düzende köşede durmayacağım. Şerefime, namusuma, iffetime, aile gururuma uzatılan dilin hesabının ilk aşaması 12 Mart 2009 Bugün Gazetesinde Aykut Işıklar'ın köşesinde yüce Türk Adaleti'nin verdiği kararla kat edilmiştir. Cinayet sadece kan dökmekle olmuyor. Cümlelerinizle insanların ümitlerini de yok edebilirsiniz, güvenlerini de… Güçlü insanlarsa savaşırlar kötülerle, yıkamazsınız onları! Misyon edindiklerinden belki, belki de dünya sebepleridir bu. Müslüman bir ülkenin bazen mini etekte giyebilen ama bunun için dinsiz sayılamayacak, inançlı, Müslüman kızıyım ben! Günahı boynuma günahlarımın. Şimdi; İnançlı geçinen gazete patronları, köşelerini "basın özgürlüğü" kisvesi altında yalan ve iftiralarla dolduran yazarlarını daha ne kadar kontrol etmeyecek? Yazarları kendi ailelerinden biri için iftira etse de duracaklar mı? Kendi evladına yapılmasını kaldıramayacağını bir başkasının evladına yapandan hesap sormayacak mı? Adaletin verdiği kararla dalga geçer gibi yazmaya hala cüret edene, kontrol mekanizması yetmeyen bir grup mu bu yoksa! Elbette onları kapıya koymayınız, ıslah ediniz, buna vesile olunuz! Ekmek veriniz ama köşeye çekilmeyiniz. Gözüm kulağım üzerinizde, isterseniz devam ediniz!!! Ha birde sadece inançlıyım demekle olmuyor, hatırlayınız; İFTİRA ATMAK İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Yalan söylemek ve iftira etmek haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır. (C.3, m.34)
İftira büyük günahtır ve çok fenadır. Bunda yalan söylemek de vardır ki, yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki, bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftira etmek, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki, bu da haramdır. (C.3, m.41)
Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır. (Hadika)
Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz. [İbni Ebi Şeybe]
Yalan, münafıklıktan bir kapıdır. [İbni Adiy]
En çok düşmanı olan kimdir? En çok düşmanı olan Allahü Teâlâdır! Bir gün Musa Aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış, (Ya Rabbi, n'olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın) diye dua etmiş. Allahü Teâlâ buyurmuş ki: (Ya Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, Benim hakkımda neler konuşuyorlar.)
Peygamber efendimiz Allah'ın Habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah'ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu. (Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı) buyuruyordu. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü Teâlâ onu Cehennemde bırakır.) [Ebu Davud]
Kur'an-ı Kerimde de mealen buyuruluyor ki: Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir. [Nahl 105]
İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen imam-ı Rabbani hazretlerine yaptıkları eziyet diğer iftiraların yanı sıra ne dediler biliyor musunuz, Serhend cahili dediler, bu isimle de yazılar yazıp dağıttılar. Resulullahın vârislerinin istisnasız hepsi de aynı eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, çeşitli iftiralara maruz kalmışlardır. Hatta İbni Âbidin hazretleri, hocası Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine yapılan iftiralara dayanamayıp, iftiracılara ve onlara inananlara bir reddiye risalesi yazdı. Bu risaleye de Sell-ül-Hüsâmü'l-Hindi li-Nusreti Mevlana Şeyh Halid Nakşibendi ismini verdi. İmam-ı Gazali hazretleri de iftiralara maruz kalan büyüklerdendir. Felsefeciler ve bid'at ehli olanlar hâlâ bu büyük imama iftiralarına devam etmektedirler.
Kim Muhammed Aleyhisselam a çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar başına gelir. Bunlar, bu yolun şanındandır. Eden kendine eder. Allahü Teâlâ kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Şeyh-ul-islam Abdüllah-i Ensâri Hirevi, "Ya Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor" buyuruyor. Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehirdir. Onları incitmek, sonsuz felaketlere sebep olur. Allahü Teâlâ bu belaya düşmekten korusun! Şeyh-ul-islam yine buyurdu ki, "Ya Rabbi, her kimi felakete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın." (m.106) (kaynak; İslamiyet.gen.tr)
|