|
Erdoğan, sinema, dizi oyuncuları ve yönetmenlerle İstanbul'da bir araya geldi. Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde gerçekleştirilen görüşme öncesi Erdoğan, tüm sanatçılarla tek tek tokalaştı. Buluşmada Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile birlikte sanatçılar Şener Şen, Bulut Aras, Ediz Hun, Metin Akpınar, Mehmet Ali Erbil, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Oktay Kaynarca, Şafak Sezer, Kenan Işık, Kenan İmirzalıoğlu, Hülya Avşar, İclal Aydın, Şahan Gökbakar, Necati Şaşmaz, Günse Birsel, Ata Demirer, Özcan Deniz, Bülent İnal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçı hazır bulundu.
 Daha sonra konuşan Erdoğan, "Bazen tek bir kare, tek bir sahne, bir replik, yüzlerce hatta binlerce sayfada anlatılabilecek konuyu etraflıca izah edilebiliyor. Kurtlarla Dans filmi tek başına bütün Amerika'nın, hatta tüm dünyanın Kızılderililere bakışını ciddi şekilde değiştirmeyi başardı. Çağrı filmi, tüm dünyanın İslam dünyasına bakışını büyük ölçüde değiştirmeye yetmiştir" dedi. Başbakan Erdoğan, gösteri sanatlarının bir çok politik konuda öncü rol oynadığını söyledi. Türkiye'de sinema ve tiyatronun her zaman politikanın ve politik dilin kat kat üzerinde bir cesaret yüklendiğini belirten Erdoğan, "Eğer bu ülkenin otoriteleri Yılmaz Güney'in filmlerine kulak vermiş olsalardı, Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi. Sizlerin ortaya koyduğunuz dramlar, trajediler, sorunlar sağır duvarları aşıp gerçek adreslerine ne yazık ki ulaşamadı. Bizim hükümet olarak yapmaya çalıştığımız, aktardığınız tüm meseleleri art niyetsiz şekilde gündeme taşımaktır. Bizim bir gönül yaramız var. Biz, o gönül yarasını tamir etmek için yola çıktık. Dışlanmışlığı en aza indirebilmek için biz bu yola koyulalım, el ele verelim ve bu işi başaralım" diye konuştu.
 Başbakan Erdoğan, Cem Yılmaz'ın Vizontele'de 'Zeki Müren de bizi görecek mi?' sözünü hatırlatarak, "Zeki Müren'i bilmem ama biz hükümet olarak olup biteni görüyoruz. Çözmek için de samimi bir gayretin içindeyiz" ifadelerini kullandı. Azınlıkların yaşadığı Türkiye'de, şüphesiz ki yaşanan sorunlar ve sıkıntılar olduğunun altını çizen Erdoğan, sıkıntıların hiçbir zaman ciddiyetle ele alınmadığını söyledi. Erdoğan, "Bu sorunlar her gündeme geldiğinde hasır altı edildi. Biz, azınlıklara yönelik ayrımcılığı asla kabul edemeyiz. Bizim amacımız bu birlik ve beraberlik ruhunu geliştirmek, bozulan ilişkileri onararak sosyal restorasyonu gerçekleştirmek. Küresel ölçekte barışı, adaleti, istikrar ve refahı savunan Türkiye, kendi vatanda şlarına da eşit muamele yapmak noktasında azami bir hassasiyet içerisinde" açıklamasında bulundu.
 Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz hafta Ermenilere ilişkin yaptığı açıklamaların yanlış değerlendirildiğini savundu. Açıklamanın, vatandaş olan Ermeniler ve Türkiye'de kaçak olarak çalışan Ermenistan vatandaşlarının durumuyla farklı bir değerlendirme olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: "Vatandaşım olan Ermenilere karşı olumsuz bir yaklaşım içinde bulunmam mümkün de ğil. Bugün Amerika'dan tutun, batı ülkelerine varıncaya kadar kaçak olarak yaşayanlara karşı o ülkenin bakışı her yerde farklıdır. Bizim bu insanlara yönelik insani yaklaşımımıza, hoşgörülü yaklaşımımıza, bütün dünyanın dikkatini çekmeye yönelik bir açıklamadır. Bütün dünyada hiç ilgisi olan veya olmayan ülkelerin kalkıp Türkiye aleyhinde bu tür bir kampanyayı sürdürmeleri karşısında siyasi otorite olarak takınmamız gereken bir tavır vardır. Parlamentolarında bu mesnetsiz kararı alanlar bizim olaya nasıl insani açıdan baktığımızı görsünler. Bilmedikleri konularda ulu orta karar almasınlar. Komşularımızla aramıza girmesinler."
 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin meseleyi bugüne kadar hep iyi niyetle aldığını söyledi. Yakışanın yapıldığını belirten Erdoğan, "Biz her türlü iyi niyeti ve hoşgörüyü gösterirken, birilerinin Türkiye'nin, Türk insanının onurunu zedeleyecek yaklaşımlar içine girmesine sessiz kalamayız. Ermenistan başta olmak üzere ülkemizdeki bazı köşe yazarları, diasporaya karşı bu mücadeleyi vermezken, bize karşı böyle bir tavrın içine girmelerini anlamak mümkün değil. Ermeni diasporası Ermenistan'a karşı hiçbir zaman olumlu bir tavrın içinde olmamıştır. Ermenistan sefalet içinde. Ermenistan halkı Rusya'ya, bize, çevre ülkelere kaçmaktadır. Ermenistan'da yaşam koşulları adeta bitmişti. Açıklamalarımın asla kabul etmeyeceğimiz anlamlarla yan yana kullanılmasını talihsizlik olarak görüyorum. Her türlü riski göze alarak biz milli birlik ve kardeşlik sürecini başlatmış hükümetin kendi vatandaşlarından bir kısmına farklı yaklaşması düşünülemez. Böyle bir adımı atacağız şeklinde bir şey söylemişim gibi gösterildi. Azınlıklara yönelik hiçbir dönemde görülmeyen ilgi ve alakayı gösterdiğimizi iddialı şekilde söylüyorum" dedi. ESRA ŞİMŞEK-İHA KAHVALTIYA KİMLER KATILMADI?      Davetli listesinde ismi olduğu halde toplantıya gelmeyen isimler ise şöyle: Halil Ergün, Mustafa Erdoğan, Sinan Çetin, Altan Erkekli, Ayten Gökçer, Erol Günaydın, Necmettin Çobanoğlu, Nurgül Yeşilçay, Perihan Savaş, Tarık Tarcan, Oya Başar, Ali Özgentürk, Yavuz Turgul, Selçuk Yöntem, Halit Akçetepe, Selda Alkor, Erol Günaydın, Zeki Demirkubuz, Uğur Yücel, Müjde Ar, Ayla Algan, Nebahat Çehre, Koray Demir ve Ekrem Bora.   Davetliler arasında yer alan Müjde Ar ve Zuhal Olcay, mazeretleri olmadığını ancak katılmayacaklarını ifade etti. Türk sinemasının dört yapraklı yoncası olarak anılan Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit de toplantıya katılmadılar.
NE DEDİLER? YILMAZ ERDOĞAN:  Her konuda görüşlerin dile getirildiği demokratik bir görüşme oldu. Kürt sorunu başta olmak üzere, tüm sorunların çözümünde sinemaya düşen görevler tartışıldı. Bu arada sinemanın genel sorunları da konuşuldu. Hükümeti öven de eleştiren de oldu. Son derece doyurucu, olumlu bir toplantıydı.  DEMET AKBAĞ: Orada olmaktan mutlu oldum. Başbakan, konuşmasında kalbe dokunmaktan bahsetti. Konuşması gerçekten orada bulunan herkesin kalbine dokundu. Çok güzel ve gerekli konulara değinildi. Toplantıya katılan herkesin yeterince aydınlandığını düşünüyorum. Çok içten bir davet olduğuna, incelikli bir teşebbüs olduğuna inanıyorum. Katıldığım için çok memnunum. AÇILIM HATIRASI Başbakan'ın sanatçılarla bir araya geldiği bu toplantı en çok da aralarında kıyasıya rekabet olan ünlü komedyenler Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Yılmaz Erdoğan'a yaradı. Ünlü komedyenler birbirlerine sarılarak basına poz verdi. Erdoğan, radyocularla da bir araya geldi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, medyanın, demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru, hatta olmazsa olmaz bir ayağı olduğunu belirterek, "Medya, eleştiri hakkı olduğu kadar, eleştirilme hakkı olduğunu da görmek, anlamak ve buna göre bir demokratik duruş içinde olmak zorundadır" dedi. Türkiye'nin önünde, ön yargılardan daha büyük bir engel olmadığını belirten Erdoğan, "Eğer ön yargılarımızı kırabilir, aşabilirsek, eğer korkularımızı bir kenara itebilirsek, inanın bu milletin önünde hiçbir engel kalmaz" diye konuştu.  Başbakan Erdoğan, partisinin il başkanlığında radyo programcılarıyla bir araya geldi. Türkiye'deki ilk radyo yayınının, dünyadaki örneklerinden sadece birkaç yıl sonra 1920'de gerçekleştirildiğini hatırlatan Erdoğan, radyoların, Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma gayretlerinde, özellikle de demokrasi mücadelesinde önemli bir görev ifa ettiğini söyledi. Erdoğan, "Medya, demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru, hatta olmazsa olmaz bir ayağıdır. Bunu bir klişe olarak değil, samimiyetle inandığım için söylüyorum. Zaman zaman medyayla aramızda sert tartışmalar yaşanmasını demokrasinin doğal bir tezahürü olarak görüyorum. Medyanın beni eleştirme hakkı var ise, bir başbakan olarak her şeyden öte bir vatandaş olarak benim de medyayı eleştirme hakkım vardır. Medya nasıl demokrasi içinde görevini yapmaya çalışıyorsa, ben de zaman zaman medya karşısında demokrasinin bana verdiği eleştiri hakkımı kullanıyorum. Eleştirinin dozu kaçtığında, hakaret noktasına vardığında ise yine demokrasi ve hukuk devletinin bir gereği olarak meseleyi yargıya intikal ettiriyoruz" dedi.  Başbakan Erdoğan, medyanın, eleştiri hakkı olduğu kadar, eleştirilme hakkı olduğunu da görmek, anlamak ve buna göre bir demokratik duruş içinde olmak zorunda olduğunu söyledi. Londra'da Ermenilerle ilgili yaptığı açıklamanın yanlış değerlendirildiğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: "Yaptığım açıklamada 'kaçak' kelimesi çıkarıldı. Uluslararası basında ifadelerim 'Ermenileri sınır dışı ederiz' şeklinde, son derece çirkin şekilde kullanılıyor. Ben, Ermeni vatandaşlarımla ilgili her zaman iyi niyetle münasebetlerimizi en güzel şekilde, hiçbir iktidarda olmayan bir yaklaşımla sergiledim. Benim partimin yönetimlerinde Ermeni vatandaşlarım var. Bunu gerçekleştiren, böyle bir yaklaşım içinde olan iktidarın, bu tür bir yaklaşımı göstermesi mümkün mü. Böyle milli bir meselede ulusal basından destek beklerken, aynı tavrın burada da gösterildiğine şahit oluyoruz. Kaçak kelimesini kasten kullanmayarak sözlerimi çarptırıyorlar. AK Parti'nin tehciri düşünmesi söz konusu bile olamaz."  Erdoğan, Türkiye'nin demokratikleşmesinin belli bir kesimim değil, topyekun milletin menfaatine olduğunu söyledi. 7.5 yıl önce konuşulamayan bir çok hususun bugün son derece özgür bir ortamda konuşulduğunu ifade ederek, "Türkiye'nin bu demokratik olgunluğa ulaştığını görüyoruz. Bu noktada yerel çabaları son derece önemli buluyorum. Türkiye'de sadece Kürt kökenli vatandaşların sorunu yok, tüm etnik unsurların sorunu var. Bu nedenle biz her kesimle bir araya geldik" dedi. Yurt dışındaki etnikliklerde birincilik kazanan bir kişinin, ülkesinin bayrağını omuzlarına alarak gururla koşabildiğine dikkat çeken Erdoğan, aynı şeyin Türkiye'de de yaşanması gerektiğini söyledi. Erdoğan, "Herhangi bir etnik unsurun, Türk Bayrağı'nı omzuna alarak onunla tur atması, ona bir aşağılık kompleksi getirmemeli. Getirirse, işte orada ayırımcılık başlar. Buna fırsat vermememiz lazım. Bölgesel milliyetçiliğe de karşıyız. Bardağın dolu tarafını kimse görmüyor. Bir yerde bir eksiklik varsa bunun feryadı başlıyor. Varsa bir eksiklik ilgilisine duyurma yoluna gitseniz daha isabetli olmaz mı" diye konuştu. Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Bizim önümüzde, ön yargılarımızdan daha büyük bir engel yok. Bizim önümüzde statükodan, eskimiş alışkanlıklardan ve ezberletilmiş korkulardan daha büyük bir engel yok. Eğer ön yargılarımızı kırabilir, aşabilirsek, eğer korkularımızı bir kenara itebilirsek, inanın bu milletin önünde hiçbir engel kalmaz." ESRA ŞİMŞEK Mahsun Kırmızgül'den Erdoğan'a destek mektubu: "Yanınızdayım Başbakanım"
| | Yeni filminin çekimleri sebebiyle Los Angeles'ta olduğu için Başbakan Erdoğan'ın sinemacılarla yaptığı toplantıya katılamayan Mahsun Kırmızıgül, e-mektup gönderdi. Gazete Habertürk'ün haberine göre; Kırmızıgül, "Ülkenin görmezden gelinen önemli sorunlarını anlatmanın bir sanatçının görevi olduğuna inanıyorum. Müziklerimi dinleyen, filmlerimi izleyen milyonlarca insanın da neler düşündüğümü bilmesini istediğim için mektubumu paylaşıyorum" dedi. İşte o mektup...
 Sayın Başbakanım;
Türkiye'de 1994 yılından bugüne dek her ortamda barışın, umudun, dostluğun, kardeşliğin türkülerini haykırdım. Geçen yıl da barışın filmini yaptım. Türkiye'nin yedi bölgesinde konserler verdim. Bu çirkin savaşta çocuklarını kaybeden anneler 'Kardeşlik Türküsü'nü benden utanarak sıkılarak istediler. Aslında utanması gerekenler onlar değildi. 30 yıldır anneleri ve babaları ağlatanlar utanmalıydı. Bu anlamsı savaşın bitmesini istemeyen insanlar utanmalıydı. Bizlere dayatılan ikiyüzlülüğü, ayrıştırmayı, kutuplaştırmayı yapanlar utanmalıydı. Bugüne kadar kardeş kavgasında yaklaşık 50 bin insan öldü, 25 bin insan ağır yaralanarak sakat kaldı. Annelerin ve babaların- sabrı tükendi, bugün hâlâ çocuklarının ölüm haberini bekleyen yüz binlerce anne ve baba var. Onların da, bizim de artık sabrımız kalmadı. Makam ve mevkilerini korumak için, rant sağlamak için ülkeyi kan gölüne çeviren savaş canavarlarının olduğunu da biliyoruz. Türkiye'nin bu karamsar ortamdan kurtulması için bir şeyler yapmanın zamanı geldi de geçti. Türkiye'de akan kanın durması, çağdaş bir demokrasiye geçiş için ve bütün engellerin çözümü için, barışa giden yolda yüreğini ortaya koyan her yüreğin yanındayım. Bir sanatçı olarak 30 yıldır kanayan yaranın, bu kirli savaşın hem can hem de mal kayıplarına seyirci kalmadım, kalmayacağım. Türkiye'de toplumun ayrıştığı, kutuplaştığı, taraf olduğu bir dönemde sadece barışın ve kardeşliğin tarafı oldum. Demokratik bir ülkede yaşamak için aynı ırktan, aynı dinden, aynı inançtan, aynı düşünceden olmak zorunda değiliz. Farklılıklarından dolayı ülkesinde hiç kimse ötekileştirilmeden özgürce yaşamalı. Sizlere çok önemli hayati ve tarihi sorumluluklar düştüğüne inanıyorum. 30 yıldır akan kanın durması, birlik beraberliğin yeniden sağlanması, demokratik çağdaş bir ülke olmamız için atılan her adımın yanındayım. Yıllardı bu topraklarda yaşayan insanların kimlikleri, dilleri, inançları ve ırklarına bakılmaksızın özgürleşmeleri engellendi. Her türden inanca düşünceye ve mezhebe mensup insanlar aşağılandı, mağdur edilip yok sayıldı. İnsanlar darbelerle, işkencelerle, yasaklarla, suikastlarla ve bombalarla sarsıldı.
YASAKLAR HİÇBİR SORUNU ÇÖZMÜYOR
Yasaklarla 6 yaşımda tanıştım. 1970'lerde yargı organlarının, Kürtlerden ve Kürtçe'den söz edenleri çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşıladığı yılları çok iyi hatırlıyorum. Çocukken yasağın ne kadar acı ve ne kadar kötü bir şey olduğunu annemden öğrendim. Diyarbakır'da kamusal alanlarda ne zaman annemle Zazaca konuşsam, annemin aniden ağzımı kapatarak sessizce kulağıma "Konuşma, konuşursan bizi hapse atarlar" dediğini hiç unutmadım. Annem Zazaca ve Kürtçe'nin dışında başka bir dil bilmiyordu. Annemin büyüdüğü yerde okul olmadığından dolayı Türkçe'yi öğrenememişti. Türkçe'nin dışında başka bir dille kamusal alanlarda konuşanların başına nelerin gelebileceğini annem ve büyüklerimiz çok iyi biliyordu. Yasaklı yıllardan bugünlere gelirken, yok yere milyonlarca insan çok ağır bedeller ödedi. Kürtçe müzik serbest oldu da ne oldu? İnsanlar çocuklarına Kürtçe isimler koydu da ne oldu? TRT Şeş'e şiddetle karşı çıkanlar oldu da ne oldu? Yasakların hiçbir sorunu çözmediğini hepimiz biliyoruz. Farklı köken, kültür, dil ve dinlerin, birbirine kaynaşması ve çokseslilik ülkemizin yararına olacaktır. Bu barış süreci tarihi fırsat değildir. Yeni çağın gereksinimidir.
SONUNA KADAR YANINIZDAYIZ
Sayın Başbakanım; Türkiye bir dönüm noktasındadır. Çağdaş ülkelerde, AB ülkelerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde demokratik standartlar, temel hak ve özgürlükler hangi standartlarda ise Türkiye'nin de o noktaya gelmesi çağın gereksinimidir. Bağımsız, tarafsız, farklılıkları gözeten, güvence altına alan evrensel bir hukuk sisteminin olması için, evrensel ahlak ve hukuk kriterlerine uygun sivil bir Anayasa olması zorunludur. Dünyadaki çağdaş birçok ülkenin geldiği nokta, hepimizin hedefi olmalıdır. Bu ülkeyi sevmenin yolunun yasaklardan, insan öldürmekten, cezaevine atmaktan, bomba patlatmaktan değil proje üretmekten geçtiğini bilmeliyiz. Devlet, çoğulcu ve gerçek bir demokratik toplum için, himayesindeki her vatandaşın etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliğine saygı göstermeli, bununla yetinmeyerek bu kimliğin geliştirilmesi, dile getirilmesi ve korunması için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Ülkemizin kangren olmaya yüz tutmuş binlerce sorunu var. İnsanlar toplumsal kutuplaşmaya doğru giderken siz ezberleri bozduğunuz, korkuların üzerine gittiğiniz, yapacağınız reformlardan geri adım atmadığınız sürece sonuna kadar yanınızdayız. Saygılarımla Mahsun Kırmızıgül |
|