Size vazgeçtiklerinizi, duygularınızı anımsatacak sokaklardan geçmezsiniz..
Rüya görme ihtimallerinizi ortadan kaldırmak için bitkin düşene kadar çalışırsınız...
Kalkanlarınız vardır artık...
Size yanaşmalarına yeterince izin vermez, gülücüklerinizi inançlı kılmak için ekstra çaba sarf edersiniz...
Bütün bunlar olurken zaman geçer ve hatta hoyrat davranır!
Artık ağlamazsınız bile!!!
Taaki biri bir roman yazar, bir film çeker, üstünüze giydiğiniz ne kadar yalan elbise varsa alır üstünüzden, çırılçıplak kalırsınız.
Önce “Babam ve Oğlum” filmiyle üstümden birkaç elbise attım, geri kalanı da –alt tarafı bir dizi- dediğimiz “Ihlamurlar Altında” aldı.
Galiba Şükrü Avşar’ a teşekkür etmek lazım. Bu projelere inanmasa bize ulaşmazdı öyle ya...
Konusu pek bir bildik olsa da öyle güzel oynamış ve öyle güzel bakmışlar ki birbirlerine, Yılmaz-Elif aşkının içinde buluyorum kendimi her Cuma.
Hatta tekrarlarını bile kaçırmıyorum...
Bıyıklı, güzel bakan adamın vazgeçmeyişini, çaresiz Elif in uykusuz gecelerde alışamadığı yeni hayatının çıkmazlarını öylesine içimde hissediyorum.
Kat kat giyindiğim elbiseleri bu diziyi izlerken çıkarıyor, bittiğinde de uzun süre giymiyorum. Uzun zaman sonra ağlamak iyi geliyor.
Daha ileri gidip geçen gün dizinin müziğini indirdim bilgisayarıma, gün içinde sürekli dinliyor ve hatta yazıyorum.
Özge Borak (bu kız muhteşemmm) – Bülent İnal ikilisine ruh katarak oynadıkları için, Sinan Tuzcu’ ya her kötünün içindeki iyiyi gözleriyle yansıttığı için, Aydın Bulut’ a seçtiği muhteşem görüntüler için, Kara Kalem ekibine yazdıkları, beni alıp götüren cümleleri için,Vildan Taşören’ e kahramanları gerçek kılacak kadar az boyadığı için, Nail Yurtseven’ e bana sürekli ilham verip yazı yazdırdığı jenerik müziği için, Şükrü Avşar’ a bu ekibi bir araya getirip bu diziyi bana ulaştırdığı için ve emeği geçen herkese bütünlüğü sağlayacak yetenekleri için teşekkür ederim.
Alkışlanmadığımızdan olsa gerek biz pek alışık değiliz iyi şeyleri durduk yere alkışlamaya. Oysa bir teşekkür, itinalı bir sözcük ne çok teşvik eder bizi. Bu yüzden yazma gereği duydum. Çoğunluğa ayak uydurmayı sevmem oldum olası. Tek bir eleştirim var oda kulağımı fazla tırmaladığından olacak; Sevgili Ayşenur Yazıcı iyi bir haber spikeri ama fazlasıyla ruhsuz ve kötü şiir okuyor. Rica ederim dizinin hafta içi yayınlanan tanıtımlarında şiirleri o okumasın. Tahammül edemeyip kanal değiştiriyorum. Diziyi çok sevsem de tanıtımlarını izleyemiyorum!
Vee IHLAMURLAR ALTINDA şiirler yazdırdı bana, dedim ya bir roman, bir film üstümdeki bütün elbiseleri aldı ben çıplak kaldım, iyi ki kaldım yoksa kar yağmayacaktı...
Sevgilim...
Gittiğimden beri senden, yaz gelmedi
Üşümek pek bir keyifsiz sen olmayınca
Geçen kıştan kalma kar taneleri de uğramadı sokağıma
Uyandırmadın bu kış beni boncuklarla
Bana boncuğum derdin hani
Hani yaşayamazdık biz olmadan
Konuşmadan kurduğumuz hayaller bağlardı beni sana
Elimden bir tutar götürürdün ki senin elinden beni kimse alamazdı
ALAMADI
İp koptu, boncuğun dağıldı ama boncuğunu kimse toplayıp koluna takamadı
Dağılan boncuk semtinde, senin geçtiğin yollarda kaldı!
O sokaklara yeni aşıklar dadandı ben kıskandım
Sevgilim...
Olamadı...