Benim de görevli olduğum bu organizasyonun sonunda evime içi buruk, sinirleri bozulmuş, yaptığı işten zevk almamış birisi olarak gittim ve benim gibi aynı şeylere maruz kalan diğer arkadaşlarımın yaşadıkları yürüdüğüm o basit ev yolunu sıkıntılı ve tahrik edici hale, zor bir yol haline dönüştürdü.
Neden?
Düşünün sabah kalkmış, hazırlanmışsınız, sanat yapmaya gidiyorsunuz heyecanlı kimliğinizle ve daha ilk dakikalarda, içeriye girerken sanat yapmaya değil de sanki oraya konu mankenliği veya salonu doldurmak için çağrılmış, ikinci sınıf insan muamelesi gören biri olarak karşılanıyorsunuz pardon içeriye alınıyorsunuz.
Güvenliği geçtikten sonra soyunma odasını sorduğunuz görevliden yediğiniz tavırda cabası…
Komiktir ki soyunma odasını ve sizinle ilgili olan kişiyi ve kullanabileceğiniz alanı, içki veren barmenlerden öğreniyorsunuz.
Sahne arkası teknisyenleri ve korumaları, sizi korkutmaya, ürkütmeye çalışıyor sanat yapmaya geldiğiniz 'sanat kar'! ortamda. Korkutmaya çalıştığı insan da düşmanı değil, vatandaşı olduğu ülkenin başka bir vatandaşı, yol arkadaşı…
Tabi sahne arkasında bunlar olur, siz bir bardak demli çay bulamazken, sahne önünde bir hizmet, bir hizmet! Bunlar olabilecek şeyler gibi gözüküyor ama hayır…
Yüksek mercilerin, devlet adamlarının yer aldığı böyle bir organizasyonda bu kadar küçük şeylerin büyümesi ya da büyümeyip sonuç olarak geliştirilemeyen organizasyonu beklenilenden çok daha farklı durumlara getirebilir.
Ama şöyle düşünülebilir; sonuçta birçok iş adamı ve Başbakan paniği içerisinde gelişen olumsuzluklar doğal diyeceğim, diyemiyorum…
Bu paniği kaldıramayacak insanların ne orda işi olur ne de başkalarının işini, moralini bozmaya hakları…
Bunu, bunları sorgulamaya kalktın mı da ya rezil, ya da vezir oluyorsun. Rezillik dedimse de onlar açısından rezillik…
Arada iyi şeylerde yapılıyor, yapıyorlar! Bizim için değil ama Avrupa Birliği için. O da ayrı bir teferruat.
Bunca yıl kıl kıpırdamadı şimdi ne oldu da bu kadar yasa, yenilik, ufakta olsa kendi içimizde ufak devrimler yapmak.
Vallahi yapmayın bu kadar gözlerimiz doluyor… Yapmayın yüzümüz yalan gülüyor, içimiz kan ağlıyor. Bu halk, bu yurt bizim, bizlerin.
Yapmayalım, yolda yürürken yere tüküreceğimize, çöpü yola değil de yoldaki çöp kutusuna atmayı başarabilelim.
Başarabilelim ki o belediyeci arkadaş yapacağı işi bırakıp ek hizmet olarak bizim tükürüğümüzle, çöpümüzle uğraşmasın, uğraşması gereken şeyleri yapsın.
Yapsın ki, fazladan benzin yakan o çöp kamyonuna borç benzin alınmasın…
******
17 yaşında lise öğrencisi ve aynı zamanda müzisyen olan genç bir insanın sevgili Şafak'ın düşüncelerini paylaştık…
Yaptığı işi, insanları ve de memleketini seven genç arkadaşımız. Ama gelin görün ki daha yolun başında kandırıldığını aldatıldığını hissediyor. Ve bizim gençlerimiz, geleceğimiz böyle düşünüyor.
Sevgili gençliğim, bizim yaştakiler ve ağabeylerimiz, Cumhuriyetimizi kuranlar da hayatlarının taze baharında kandırıldıklarını hissedip, birleştiler. Direndiler ve haykırdılar yapılan yanlışlara karşı, bu memleket için… Senin de önünde bu bedbahtlığa düşmüş, seni üzecek, kandıracak, sefahat sürmeye düşmüş, insanlarını unutmuş, memleketi bitirme gafletine kapılmış nice biçareler olacaktır…
Sen Cumhuriyet gibi dimdik, suratlarına çarpacaksın bağımsızlığının karakterin olduğunu, damarlarında akan kanın özgürlük olduğunu… Bu topraklarda, insanın insana, insan gibi davranmasının bir erdem olduğunu, çarpacaksın yüzlerine… Onlara inat bir gün daha inanmak geleceğe, biraz daha sarılmak ve güvenmek insanlara…
Gelecek günler seninle güzelleşecek, seninle yeşerecek…